Friday, January 27, 2012

kaasschaaf

fransa'dayken hollandalı bir arkadaşım vardı, stroopwafel'ı ve hollanda peynirlerini onun vgdwsayesinde tanımıştım ilk kez. bu fghtqaikisine olan aşkım dayanılmaz boyutlara ulaştığından, evinden her dönüşünde kucak dolusu peynir ve vafıl getirir olmuştu.
kraliçenin doğumgünü için hollanda'ya gittiğimde, beni gerekli dükkanlara sokup gerekli alışverişleri yaptırdı. en sonunda da dedi ki: "madem hollanda peyniri seviyorsun, peyniri hollandalılar gibi yemelisin." 
ve bana bu zımbırtıdan aldırdı.
7 senedir kullanıyorum, peynir ve ötesini dilimledim, gıdım körelmedi, gıdım paslanmadı. hatta bu 7 sene içinde türkiye mağazalarına da uğradı kendisi. 
severek kullanıyorum. her eve lazım.  
peynir dilimleyici
sqerdaror

hık demiş

ellen barkin'i 90'lardaki filmlerinden bilirim, ilk olarak 1991 yapımı switch'de görmüştüm. aha şöyle bir kadındı o zamanlar:

ellen barkin
ivyann schwann'ın ise problem child (2) ve parenthood filmlerinden tanıyorum. o da böyle bişi:

ivyann schwann
uzun süre bunların ana-kız olduklarına inandım.
sanırım birbirlerini tanımıyorlar bile :(

Friday, January 13, 2012

japonca sayı saymaca

japonca derslerinde pek ilerleyememiş olsam da, japonca sayı saymaca olayını on dakikada falan çözmüş olmakla yetiniyorum bir süredir.
dokuz rakam ve on, yüz, bin, onbin kelimelerinden oluşan çok basit bir sayma sistemi var japonların. tek kısıtı alışılıgeldiğimiz binlik sistem yerine onbinlik sistem kullanıyor olmaları. bunun haricinde, 13 kanji ile 99,999,999'a (10^8-1) kadar sayabilmek japonca'da çok kolay!

rakamların kanji'leri ve okunuşları

bu listeye yüz milyonu da eklemişler ama kalsın, ben almayayım.
1-2-3'ü öğrenemeyene şaşarım zaten. 10 da çok kolay. diğerleri de kalan dokuz buçuk dakikada oturuyor zaten. 9 ile 10,000 azıcık benziyor bir de, ama azıcık.
bir süredir telefonumdaki obenkyo uygulaması ile kendimi sınıyorum. japonya'ya gidersem sayıları söylemek hususunda sorun yaşamayacağım kesin. sayı saymaksa ayrı bir problem... o kısmı çözmeye çalışıyorum hala.

kanji'lerle sayıları tanıyalım

   

Wednesday, January 11, 2012

aaargh!

duygu bircan'ın benim için yaptığı ipad kılıfı, yünlerinden yeniden doğdu. Z
enine çizgili kazağın kilolu gösterdiği bu mini camamar, lialusin'in ilk amigurumi'si.

aaaargh!
cdbvesgkkegjwgqqdvh. Hnhnjj

Tuesday, January 10, 2012

nasıl annelik edilmez? bölüm 2: uyku

hani demiştim ya, ben içgüdüsel anneyim diye... içgüdülerim beni nasıl yönlendir(eme)diğinden de bahsetmek istiyorum ki cık cık cık anneleri bana doğru cıkcıklarken savları temellendirilmiş olsun.
annelik birkaç ana başlık etrafında şekilleniyor aslında. uyku, beslenme ve eğitim olarak genelleyebilirim sanırım.

kız doğduğundan beri bizim en büyük derdimiz uyku oldu. bu çocuk uyumuyor. ilk doğduğu gün de uyumadı, bugün de uyumuyor. en azından bizim istediğimiz saatlerde ve uzunlukta.
oysa biz hariç herkes uyku alimiymiş meğersem. çeşit çeşit kitap ve teknik varmış, tracy hogg varmış, bir de ağlatmalı zırlatmalı olanı. bunları başka annelerden, kızım birbuçuk yaş civarındayken duydum. ha bir de indir kaldır diye bir yöntem varmış mesela. (şimdi gugıllayınca bunun tracy  hogg'un kaldır yatır yöntemi olduğunu öğrendim tabi, ama bana anlatılan ile benim kafama yerleşen imge her zaman örtüşmüyor.)

öte yandan; 13 günlükken bile 5 saat uyanık kalabilen yavrum için bizim uyguladığımız yöntem, gelişine vole.
uyumayan çocuğumu omzumda uyutarak başladık. sonra kucakta sallamalar. 5-6 aylık civarı kendi kendine uyutma denemeleri yaptım. sızlandıkça yanına gidiyor, "buradayım kızım" deyip rahatlatıyor, sonra tekrar çıkıyordum odadan. gayet de başarılı oldum. ahan da şu şekil:

yorgunluktan bayılmak

ama bir gün, lialusin ayağa kalktı. insanın iki ayak üzerine kalkması gibi bir dönüm noktasıydı lialusin için. yatay pozisyona geçmez oldu. o korkunç dönemde hiç uyumamış olabiliriz. o kadar travmatikti ki hatırlamıyorum.
sonra bir dönem (1 hafta kadar) kitap okumaya başladım. iki gün sense and sensibility ile uyudu. ondan sonra tamamen kitaba saldırmak, sayfaları çevirmek ve kavga dövüş uyuyakalmak şeklinde. o yüzden bu yöntemi de terk ettik.
yazın ne yapmıştık? sıcaktan mı bayıldık, n'oldu? hmm... neyse; sonbahardan beri yeni taktiğimiz, taktiksizlik. bizim yatağımızda dönüp dönüp uyuyakalabilir, salonda kucağımızda sızmışlığı var, favori mekanı olan kendi yatağında -ama mutlaka yanında biri olacak şekilde- uzanıp uyuduğu da oluyor. şimdilerde favorisi kudurarak  uyku saatini 23:00'e çekmek. biraz yoruluyor olabiliriz :/

babayla tepişip sızmaca

sonuç olarak, koca koca isimli kitaplardan çalkala patlat tekniğini kullanmıyor olsak da, günün sonunda uyuyan bir kızımız var. amaç da bu değil mi zaten?